Editör SeçimiKanser Türleri

Mide Kanseri Nedir?

Mide kanseri hastalığının görülme sıklığı giderek azalırken, kısmi olarak önlenebilir bir rahatsızlık olmasından ötürü ciddiyetini korumaya devam etmektedir. Mide kanserinde yapılan bilimsel araştırmalarla beraber kanseri henüz başlamadan engellenmesi adına ciddi gelişmeler sağlanmıştır. Mide kanserinde oluşum sebeplerinden bir tanesi helikobakter pilori ismi verilen bir bakterinin bulunması ve ismi geçen bakterinin antibiyotik ilaçlarla tedavisinin sağlanması mide kanseri mücadelesinde önemli bir yer tutar. Bu noktada helikobakter pilori  eradike edilmesi yani antibiyotik ilaçlarla beraber yok olmasının mide kanserini engelleyeceği hususunda şüpheler bulunmaktadır. Bu bakteri lenfoma gibi farklı hastalıklara da öncülük edebilmektedir.

Mide Kanserinden Korunma Yolları

  • Sigara ve alkol gibi kanser yapıcı maddelerden uzak durmak
  • Sağlıklı ve düzenli beslenmek
  • Fazla tuz almaktan kaçınmak
  • Kızartmanın yağlarını tekrar kullanmamak

Belirtiler

Birçok kanser türü gibi sinsi bir şekilde büyüyen mide kanseri belirti verdiğinde genelde ileri evrede yer almaktadır. Öbür yandan belirti verse bile bazı belirtiler diğer hastalıklarla da kesiştiğinden bireyler tarafından önemsenmemektedir.

Mide kanserinin belirtileri arasında nedensiz kilo kaybı, karın bölgesinde ağrı, bulantı, kusma, iştahsızlık, sebepsiz kanamalar, yutmada zorlanma, erken tokluk hissi, ülser benzeri bir ağrı duyma gibi faktörler sıralanabilmektedir.

Mide Kanseri Risk Faktörleri

Mide kanserinin ortaya çıkışında genetik faktörler dışında çevre kaynaklı sebepler ve kanserin oluşmasına zemin hazırlayan farklı hastalıklar yer almaktadır. Aile geçmişi olan vakalar ise bütün vakalarda çok az bir yer tutmaktadır. Kanserin gelişiminde helikobakter pilori, kalıtsal sebepler, beslenme gibi etkenlerin dışında farklı birtakım etmenler veya koruyucular da rol oynayabilmektedir. Meslek gruplarının bazılarında ise görülme sıklığı daha fazladır. Örneğin kömür madeni çalışanlarında, asbest ve kauçuk işçilerinde, petrokimya ve lastik üretim sektöründe çalışanlarda mide kanserinin görülme sıklığı topluma göre bir nebze daha fazladır.

Mide hastalığı bulunanlarda ve bununla alakalı tedavi geçirenlerde mide normal seviyenin üzerinde bir miktar safra ve pankreas salgısına maruz kalır ve bu hastalarda mide kanserinin gelişme riski diğer bireylere göre daha fazla olmaktadır. Bunun dışında genç yaşlarda sigara tüketimi ve sigara kullanımında aşırıya kaçan bireylerde mide kanseri riski oldukça yükselmektedir. Bütün bunların dışında yoğun tuzlanmış salamuralar, fermente soya, gıda koruyucularından bazıları, yüksek ısı görmüş kırmızı et, küflü gıdalar, yağda kızartılmış besinler ve kırmızı etin aşırı tüketimi gibi etkenler de mide kanserini tetikleyici niteliktedir.

Mide Kanserinde Tanı ve Teşhis

Belirtisi bulunmayan bir bireyde kanseri tespit etme yöntemi tarama testlerinden geçer.

Okumalısın :  Kemoterapi Nedir?

Mide Kanserinde Tıbbi Geçmiş ve Fiziksel Muayene

Mide kanseri şüpheniz bulunuyorsa doktorunuz sizi muayene edecek ve aile öykünüzü dinleyecektir. Bununla alakalı sorular soracak ve anormal durumları tespit etmeye çalışacaktır. Sadece bu uygulama oldukça yetersiz kaldığından farklı testler ve tetkikler istenecektir.

Mide kanserini tespit etmek için yapılabilecek testler

Endoskopi ismi verilen uygulamada ucunda video kamera olan bir tüp hastanın ağzından içeri doğru sokularak görüntüleme yapılır. Tüp ilerledikçe mideye ait görüntüler incelenir. Anormal bir durumla karşılaşılırsa örnek doku alınabilir. Örnek doku alınması işlemine ise biyopsi ismi verilmektedir. Şüpheli görülen alandan alınan dokular patoloji laboratuvarında incelenerek tümörün özellikleri belirlenir.

Endoskopik ultrason uygulamasında ise midenin görüntülenmesi için ses dalgası kullanılır. Bu uygulamada ise ağızdan bir sonda içeri sokulur. Midenin dışındaki yapılar da görüntülenebilir. Bilgisayarlı tomografide farklı açılardan resim alan bir cihaz kullanılır. Hedef alandan alınan kesitler birleştirilerek kanserin yayılma gösterebileceği alanlar da görüntülenebilir. Manyetik rezonans görüntüleme ise bilgisayarlı tomografi gibi kesitsel görüntüler verir ancak burada x ışını yerine kuvvetli mıknatıslar kullanılır.

Pozitron emisyon tomografi (PET) yönteminde radyoaktif bir madde hastaya damardan verilerek o maddenin kanserli alanlarda toplanması beklenir.  Daha sonrasında ise özel kameralar ile görüntüler toplanarak tüm vücut açısından bilgi alınır. Göğüs röntgeni ile beraber kanserin akciğere yayılıp yayılmadığı kontrol edilebilir. Laparoskopi uygulaması ile beraber ise teşhis konduktan sonra yayılımın derecesini bilmek tedavi sürecinde işe yarayacaktır. Karın bölgesinin kesilmesi suretiyle tüplü bir kamera içeri sokularak zor ulaşılabilen bölgeler görüntülenebilir.

Tam kan sayımı testleri ile beraber vücut ile alakalı birçok faktör hakkında bilgi edinilebilir. Kan kimyası testi ile de karaciğerde kanserli hücre olup olmadığı gözlenebilir. Dışkıda gizli kan testi ile tespit yapılabilir.

Tedavi yöntemleri

Cerrahi müdahale

Kanser henüz fazla ilerlememişse ve sağlık durumunuz uygunsa bu tedavi yöntemi tercih edilebilir. Hastalığın yaygınlığına ve histolojik alt tipine göre total veya subtotal yani midenin tamamı veya bir kısmı çevresindeki lenf düğümleri ile birlikte çıkarılır. Cerrahi yöntem uygulanırken D1 ve D2 diseksiyon kavramlarından bahsetmek gerekmektedir. Bu noktada sınırlı bir cerrahi işlem var ise D1 ismini almaktadır. Giderek artan D2 diseksiyona rağmen genel olarak D1 diseksiyon uygulaması mevcuttur. Bu noktada D2 diseksiyonun küratif ve sağkalıma katkısı yadsınamayak derecede etkili olduğu son çalışmalarla kanıtlanmıştır.

Kanamayı ve midenin tıkanmasını önlemek amacıyla palyatif cerrahiler de yapılabilir.

Radyoterapi

Işın tedavisi olarak da adlandırılan radyoterapi, tümörü yok etmek için yüksek enerjili ışın kullanma işlemidir. Operasyon öncesinde kemoterapi ile beraber tümörü minimize ederek ameliyata kolaylık sağlayabilir. Bununla beraber ameliyat sonrası kalıntı hücreleri öldürmek için de kullanılabilir. Yemek borusunun mideye yakın kısmı ve mide girişini tutan kanserlerde cerrahi öncesi radyoterapi ve kemoterapi uygulanması giderek önem kazanmaktadır. Radyoterapi genel durum bozukluğu sebebiyle başka tedavi verilemeyecek hastalarda kanserin ilerlemesini yavaşlatarak yaşam kalitesini artırıp, hastaya zaman kazandırabilir. Aynı şekilde immünoterapi uygulanan hastalarda, radyoterapi immünoterapinin etkisini artırabileceğinden tanı alıp tedaviye karar verme aşamasındaki her hastamızdan cerrahi, radyasyon onkolojisi ve medikal onkoloji bölümlerinin doktorlarının her birinden görüş almasını öneriyoruz.

Okumalısın :  Nutrigenetik Nedir?

Kemoterapi

Kanserli hücrelerin ölmesi amaçlanan tedavide damardan veya ağızdan ilaçlar verilir. Doğrudan dolaşım sistemine dahil olan ilaçlar daha efektif bir çözüm sunar. Tümörün küçültülmesi için de kullanılabilen bu tedavi, farklı olarak cerrahi sonrası kalıntı olarak nitelendirilen hücrelerin temizliği için de uygulanabilir. İleri evreli hastalarda yaşam kalitesini artırmak ve belirtileri minimize etmek için kullanılır. Kürler şeklinde, hastanın genel durumu göz önüne alınarak verilen bir tedavidir.

Hedefe yönelik ilaçlar

HER2 reseptör

Hücre zarı yüzeyinde bulunan ve epidermal büyüme faktör familyasından olan bir reseptördür. Bu noktada kullanılan hedefe yönelik ilaçlar ile HER2 algacı bağlanılarak diğer reseptörlerle etkileşime geçmesi engellenerek kanserli hücrenin de işaretlenmesi sağlanır. Bu sayede savunma hücreleri tanıyıp yok edebilir.

VEGF yolu

Kanserli hücreleri büyümesi için besine ve oksijene ihtiyaç duymaktadır. Kanserli kitle vasküler büyüme faktör reseptörü üzerinden kan damarı oluşturur. Bununla beraber büyüme sinyali de üretir. Bu noktada geliştirilen ilaçlar damar yapılarını bozarak tümörün büyümesini engeller.

İmmünoterapi

Bu tedavi türünde bağışıklık sistemi tetiklenerek kanserli hücreleri daha iyi tanımlar ve onlara karşı daha efektif bir şekilde savaşabilir. Günümüzdeki önemli buluşlardan olan immünoterapide birçok yöntem kullanılır. Savunmanın değerli bir hücresi olan T lenfositlerde PD1 ismi verilen bir protein bulunur. Kanserli hücreler PDL1 ismi verilen proteinin miktarını artırarak T lenfositlerin PD1 ile iletişime geçmesini sağlar. Bu şekilde T hücreleri aktifliğini yitirir. Kanserli hücreler bu şekilde yabancı olarak algılanmaz. Bu birleşmeyi immünoterapötik ajanlar engellemektedir.

Mikrosatellit instabilite

DNA’nın yanlış eşleşme sürecinde tamir eksikliği (DNA mistmach repair deficiency) ve genomik kararsızlık oluşma durumudur. Genomik kararsızlığın ortaya çıkma sebebi, DNA yanlış eşleşmelerinin istenilen derecede onaramamasıdır.

Bütün kolon kanserlerine bakıldığı zaman yüksek mikrosatellik instabiliteye sahip (MSI-H) tümörlerin oluşturduğu vakalar azımsanamayacak kadar çoktur. Bu tümörleri saptamak, tümörlerin immünoterapi ilaçlarına etkili yanıtlar vermesinden ötürü büyük önem taşımaktadır, kemoterapiye ise cevapları daha azdır.  Yakın gelecekte tümörlerin MSI positif veya negatif olmasına göre sınıflandırılması da olasıdır.

Hipertermi (Isı tedavisi)

Isı tedavisi veya hipertermi olarak da isimlendirilir. Vücut dokusunun 39-44 C arası bir ısıya maruz bırakılması ile uygulanır ve tamamlayıcı bir tedavidir. Tek başına uygulanması önerilmez. Uygulanan radyoterapi veya kemoterapinin etkinliğini artırmak amacıyla kullanılır. Hipertermi ile ilgili ayrıntılı bilgiye yine sitemizden ulaşabilirsiniz.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu